İntiharın Dinimizdeki Yeri

İntihar, kişinin kendini öldürmesidir. Allah Teâlâ bunu kesin olarak yasaklamış, “kendi kendinizi öldürmeyiniz.” (Nisâ, 4/29) buyurmuştur.

İslâm düşüncesine göre temel haklar, kişilerin özleri itibariyle sahip olduğu ve üzerinde her türlü tasarruf yetkilerinin bulunduğu haklar olmayıp, Allah’ın insanlara bahşettiği ve belli kayıt ve şartlarla kullanımını insana devrettiği birer emanet hükmündedir. Yaşama hakkı da böyledir. İslâm inancı rengi, ırkı ve sosyal konumu ne olursa olsun her insanın hayatını dokunulmaz bir değer olarak kabul edip insan hayatına yönelik her türlü saldırı ve tehlikeyi en etkili şekilde önlemeye çalışır. Savaş, adam öldürme, isyan ve ihtilâl, evlinin zinası gibi toplumsal düzeni kökünden sarsacak olumsuz gelişmeler olmadığı sürece insanların yaşama hakkına müdahaleyi doğru bulmaz. İslâm’da inançsızlığın (küfür) tek başına savaş ve ölüm sebebi sayılmaması da bu anlayışın sonucudur. Bu nedenledir ki İslâm, kişilere yaşama haklarını kendi elleriyle yok etme demek olan intihar hakkını da vermemiş, bunu büyük günahlar arasında saymış, inancı ve ameli ne olursa olsun bu kimselerin sırf intihar etmiş olması sebebiyle âhirette büyük bir cezaya çarptırılacağını bildirmiştir.

Kur’an’da bir kimseye hayat vermenin âdeta bütün insanlara hayat verme gibi yüce bir davranış, bir cana kıymanın da âdeta bütün insanları öldürme gibi ağır bir suç ve günah olduğu belirtilir (el-Mâide 5/32). Âyetin bu ifadesine hangi sebeple olursa olsun intihar etmek isteyenler de dahil görünmektedir. Hz. Peygamber de konuyla ilgili olarak uçurumdan atlayarak, zehir içerek veya öldürücü bir aletle kendini öldüren kimsenin cehenneme gireceğini ve sürekli olarak orada kalacağını buyurarak (Buhârî, “Tıb”, 56) birkaç örnek üzerinde intiharın büyük günah olduğuna ve acı sonuçlarına dikkat çekmiştir. Çünkü sıkıntılara göğüs germek, acıya ve kedere karşı sabır göstermek, şartlar ne derece kötü olursa olsun Allah’a olan inanç ve güveni yitirmemek müslümanın temel karakteri ve ilkesi olmalıdır. Üstelik bu yolda gösterilen sabır ve mücadelenin Allah katında büyük bir ecri ve değeri vardır. Kur’an’da hayatta karşılaşılan sıkıntı ve problemlerin birer sınav aracı olduğu, bunlara karşı sabır ve metanet gösterildiğinde iyi müslüman olunacağı sıkça hatırlatılır (el-Bakara 2/155,177; el-Hac 22/35). Öte yandan Allah’ın belli bir amaç doğrultusunda kullanması için insana verdiği yaşama hakkına insanın müdahale etmeye ve bu konuda kendini yetkili görmeye hakkı olmadığı gibi, büyük bir nankörlük olarak da değerlendirilir.

Problemler karşısında bunalan, ümidini kaybeden ve bir çıkış yolu göremeyen insanlar intihara yönelebilirler. Bir müslümanın bu duruma düşmesi mümkün değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah’ın rahmetinden ümit kesenler yalnız onu tanımayanlar takımıdır.” (Yusuf, 12/87)

Hicr sûresinde Hz. İbrahim’in ağzından şu ifadeler dökülmektedir:

“Rabbimin rahmetinden ümidini sapıklardan başka kim keser?” (Hicr, 15/56)

Bir ayette de şöyle buyuruluyor:

“İnsan iyilik istemekten hiç usanmaz. Ama başına bir sıkıntı geldi mi bezginleşir, umutsuzlaşır.” (Fussilet, 41/49)

İnsanın kendi canına kıyması, şu veya bu sebepten dolayı intihar etmesi ne aklen, ne dinen hiçbir şekilde meşru karşılanmaz, caiz görülmez. Çünkü, böyle bir teşebbüste bulunan kişi, her şeyden önce Allah tarafından kendisine emanet edilen hayat nimetine tecavüz etmiş, büyük bir vebal altına girmiş olur.

Ayrıca böyle bir insan Müslümanların gözünde iyi olarak anılmaz, hakkında iyi düşünülmez. Büyük bir günaha girdiği için âhirette de Cehennem azabını hak eder. Bununla beraber Cenab-ı Hak dilerse elbette bu kulunu affedebilir.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) pekçok hadis-i şeriflerinde kendi canına kıyan kimselerin büyük bir günaha girdiklerini, Cehennem azabına uğrayacaklarını bildirmiştir. Zaten toplumda gördüğümüz kadarıyla böyle bir duruma düşen kimse, genellikle dini ve mânevi yönden zayıf olanlardır.

İntihar etmek her ne kadar büyük bir günah ise de; intihar eden küfre girmez, kâfir olmaz. Çünkü, ancak iman esaslarından birisini inkâr etmiş olması kişiyi imansız eder. Bunun için, diğer Müslümanlar gibi cenaze namazı kılınır. Başta İmam-ı Âzam ve İmam-ı Muhammed olmak üzere İslâm âlimlerinin ekserisinin görüşü bu şekildedir. İster kazâen, yani elinde olmadan olsun, isterse kasdi olarak olsun cenaze namazı kılınır.

Ancak İmam Ebû Yusuf, “Hata veya şiddetli bir ağrıdan kurtulmak maksadıyla olmadıkça kendi canına kıyan kimsenin üzerine cenaze namazı kılınmaz.” demektedir. Fakat, ulemanın çoğunluğunun görüşü, intihar eden kimsenin namazının kılınacağı şeklindedir.

İntihar eden müslüman, diğer müslüman cenazelerinde olduğu gibi yıkanır, kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve müslüman mezarlığına gömülür. Çünkü kelime-i tevhidi söyleyen herkese yaşadığı sürece, öldüğünde, mezara gömülünceye kadarki işlemlerde müslüman muamelesi yapmak, bundan ötesini Allah’a havale etmek gerekir. Bazı İslâm bilginleri ise, Hz. Peygamber’in intihar eden bir kimsenin cenaze namazını kıldırmayışından (Müslim, “Cenâiz”, 37) hareketle, intihar eden kimsenin cenaze namazını devlet başkanının kıldırmayacağı fakat halktan birinin kıldırabileceği görüşündedir. Resûlullah’ın bu uygulaması, tıpkı borçlu olarak ölenlerin cenaze namazını kıldırmayışında olduğu gibi, müslümanları konunun hassasiyeti hakkında uyarmaya ve eğitmeye yönelik bir önlem ve yöntem olarak değerlendirilebilir.

Ebû Hureyre (r.a.) Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellemin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Kim kendini bir dağdan atar da intihar ederse o Cehennem ateşinde kendini hep ateşe atıp durur. Sonsuza dek böyle devam eder. Kim zehir içerek intihar ederse Cehennem ateşi içinde zehiri elinde onu içer durur. Sonsuza dek böyle devam eder. Kim bir demir parçasıyla intihar ederse demir parçası elinde Cehennem ateşi içinde onu ha bire kendine vurup durur. Sonsuza dek böyle devam eder.” (Buhârî, Edeb 44, 73, Tıp 56; Müslim, İman 175, 177; Tirmizî, İman 16, Tıp 7)

Ebû Hureyre, Resûlullâh’tan şunu da rivayet etmiştir:

“Kendini boğarak intihar eden Cehennemde de boğar. Kendine bir şey batırarak intihar eden Cehennem ateşi içinde de onu batırır. Kendini yüksekten atan Cehennemde de yüksekten atar.” (Buhârî, Cenâiz, 83)

Sehl b. Sa’d (r. a.) şunu rivayet ediyor:

“Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem müşriklerle karşılaştı ve savaştı. Resûlullâh geri çekildi, diğer taraf da geri çekildi. Resûlullâh’ın ashabı içerisinde bir kişi vardı ki tek başına düşmanın peşine düşmüş kılıcıyla vuruyordu. Denildi ki bugün bizden hiç kimse onun yaptığını yapamadı.

Resûlullâh buyurdu ki, «Ama o Cehennemliktir.» Birisi dedi ki, «Ben hep onu takip edeceğim.» Sonra onunla çıktı. O nerede durduysa o da orada durdu. Hızlanınca da onunla birlikte hızlandı. Adam ağır bir yara aldı. Bir an önce ölmek isteyerek kılıcını yere koydu, ucunu da iki memesinin arasına getirdi. Sonra bütün gücüyle kılıç üzerine yüklendi ve intihar etti. Adam çıkıp Resûlullâh’a geldi.

Dedi ki, «Senin gerçekten Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederim.»  «Neyin var?» dedi

Sözüne şöyle devam etti: «Bir müddet önce Cehennemlik olduğunu söylediğin bir adam vardı. Herkes bunu şaşkınlıkla karşılamıştı. Demiştim ki ben bu işi çözerim. Adamın peşine düştüm. Ağır bir yara aldı. Bir an önce ölmek istedi. Kılıcının kabzasını yere, ucunu da memelerinin arasına koydu. Sonra kılıcının üzerine bütün gücüyle yüklendi ve intihar etti.»

Bunun üzerine Resûlullâh şöyle buyurdu:

«Bir kişi insanlar nazarında Cennetlik kimse gibi davranış gösterebilir. Ama o aslında cehennemliktir. Bir başkası da insanlar nazarında Cehennemlik kimse gibi davranış gösterebilir. Ama aslında o cennetliktir.» (Buhârî, Meğâzî, 38)

 

Share

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir